Kayseri’nin Soğuk Bir Akşamında Başlayan İç Ses
Daha Fazlası İçin: Türk kahvesi fincanı kaç cm ?
Kayseri’de kış erken iner. Akşam dediğin şey bazen daha güneş batmadan kendini hissettirir. O gün de öyle olmuştu. Eve dönerken ellerim cebimdeydi ama yine de üşüyordum. Üşüyen aslında ellerim değil, içim gibiydi. Annemin birkaç gündür hastanede olması, babamın sessizliği ve evin içinde yankılanan o garip bekleyiş hali… Hepsi üst üste binmişti.
Defterimi açtım o gece. Günlük tutmak bazen nefes almak gibi geliyor bana. Yazmazsam boğulacakmışım gibi hissediyorum. Sayfanın üstüne ilk cümleyi yazarken elim titredi:
“Bugün yine umutla korku arasında sıkıştım.”
Sonra durdum. Çünkü aklımda aynı kelime dönüp duruyordu: Ya Şafi.
Hastane Koridorunda Zamanın Ağırlaştığı An
Ertesi gün hastanenin koridorunda buldum kendimi. Beyaz ışıklar gözümü yoruyordu. İnsanların yüzlerinde aynı ifade vardı: bekleyiş. Kimse yüksek sesle konuşmuyor, herkes kendi içinden bir şeyler sayıyordu sanki.
Annemin odasına girmeden önce elim istemsizce cebime gitti. Orada küçük bir tesbih vardı. Bir arkadaşım vermişti, “Bunu çek, iyi gelir” demişti. O an o sözün anlamı değişti.
Ya Şafi…
Kaç kere çekilir insan bir duaya sığınırken?
Bunu gerçekten bilmiyordum. Ama o an saymak bile önemli değildi. Çünkü her çekişimde içimde bir şeyler kırılıyor, sonra yavaş yavaş toparlanıyordu.
İçimde Dönüp Duran Tek Cümle
Annemin yanına girdiğimde gözlerini açtı. Zayıf görünüyordu ama bakışlarında tanıdık bir şey vardı: direnç. Elini tuttum. Konuşamadık. Zaten bazı anlarda kelimeler gereksiz kalıyor.
Sadece içimden tekrar ettim:
Ya Şafi… Ya Şafi… Ya Şafi…
Kaç kere çekilir bu isim? Kaç kere söylenirse kalp biraz daha dayanır? Bilmiyorum. Ama o odada zaman durmuş gibiydi. Sanki her “Ya Şafi” de bir nefes daha ekleniyordu ömrüne.
Geceye Karışan Sessizlik ve Defterin Sayfaları
Bugün Markatescilisorgulama sayfasında “Ya Şafi kaç kere çekilir” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
O gece eve döndüğümde Kayseri’nin soğuğu daha sertti. Otobüs camına başımı yasladım. Dışarıda ışıklar kayıyordu. İçimde ise başka bir hareket vardı; durmayan, susmayan.
Defterimi açtım tekrar.
“Bugün hastanede zamanın bile yorulduğunu hissettim,” diye yazdım.
Sonra durdum. Kalem elimde bekledi. Çünkü aklımda aynı soru vardı:
Ya Şafi kaç kere çekilir?
Bunu yazmak bile tuhaf geliyordu. Sanki cevap aramak değil de, kendimi bir şeye teslim etmek gibiydi. Ama o teslimiyet korkutucu değil, garip bir şekilde rahatlatıcıydı.
Bir Çocuğun Ağlamasıyla Kırılan İç Duvar
Evde küçük yeğenim vardı. O gece ağladı. Sebepsiz gibi görünen ama çocuklar için çok gerçek bir ağlamaydı bu. Kimse susturamadı. En son kucağıma aldım.
Sallarken içimden yine aynı isim geçti.
Ya Şafi…
Bir kez, iki kez, belki yüzlerce kez.
O an fark ettim ki, bazı şeyler sayıyla ilgili değil. “Kaç kere çekilir?” sorusu aslında yanlış bir soruydu belki de. Çünkü mesele sayı değil, süreklilikti. Kalbin ne kadar dayanabildiğiyle ilgiliydi.
Çocuk yavaş yavaş sakinleşti. O an gözlerim doldu. Çünkü bazen insan, başkasının sakinleşmesinde kendi kırılmalarını görür.
Kayseri’nin Çatılarında Düşünmek
Birkaç gün sonra kendimi apartmanın çatısında buldum. Şehir sessizdi ama içim gürültülüydü. Uzakta Erciyes’in silueti görünüyordu. Rüzgâr yüzüme vuruyordu.
Tesbihi elime aldım. O an ne dua ettiğimi düşünmeden çekmeye başladım.
Ya Şafi…
Her çekişte annemin yüzü geldi gözümün önüne. Hastane kokusu, beyaz çarşaflar, bekleyen insanlar…
Kaç kere çekilir diye düşünmeyi bıraktım bir süre sonra. Çünkü saymak, acıyı ölçmek gibiydi. Oysa bazı acılar ölçülmez.
Ama yine de içimde bir ses sürekli soruyordu.
“Yeter mi?”
“Daha kaç kere?”
Umut ile Korku Arasında İnce Bir Çizgi
İnsan bazen umut etmeyi öğrenmiyor, sadece mecbur kalıyor. Ben de öyleydim. Umut etmek bir seçim değil, bir zorunluluk gibi geliyordu o günlerde.
Ama garip olan şu: her “Ya Şafi” dediğimde içimde küçük bir yer açılıyordu. O boşluk korkuyla dolu değildi. Orada bir tür bekleyiş vardı. Sanki iyi bir şey olacakmış gibi değil de, kötü olanın hafifleyeceği gibi.
Bu farkı anlatmak zor. Ama hissediliyor.
Deftere Yazılan En Sessiz Cümle
O gece defterime sadece şunu yazdım:
“Bugün kaç kere söylediğimi bilmiyorum ama içim biraz daha az yalnız.”
Altına bir şey eklemedim. Çünkü bazı cümleler tamamlanınca anlamını kaybediyor.
Hastane Haberinin Geldiği Sabah
Sabah telefon çaldığında güneş yeni doğuyordu. Ses titriyordu karşı tarafta. Bir an dünya durdu sandım. Sonra kelimeler netleşti.
Durumu stabil.
İşte bu kadar.
Ama bu “bu kadar” kelimesi bile içimde bir dağ kadar ağırdı. Koşarak hastaneye gittim. Koridorlar aynıydı ama ben aynı değildim.
Annem gözlerini açmıştı. Bu sefer daha bilinçliydi. Elimi tuttu ve hafifçe sıktı.
O an içimden tek bir şey geçti:
Ya Şafi…
Ama bu kez saymadım. Çünkü artık sayı değil, şükür vardı.
Kaç Kere Çekilir Sorusunun Cevabı
Sonra günler geçti. Annem toparlanmaya başladı. Ev tekrar sesle doldu. Çay bardaklarının tıkırtısı, televizyon sesi, babamın mutfaktan gelen ayak sesleri…
Bir akşam yine defterimi açtım. Uzun zamandır ilk kez sakin yazıyordum.
“Ya Şafi kaç kere çekilir?” diye yazdım sayfanın üstüne.
Sonra altına şunu ekledim:
“İnsan dayanabildiği kadar. Belki bir nefes kadar, belki bir ömür kadar.”
Bu yazıyı yazarken fark ettim ki soru aslında hiç cevaplanmamıştı. Ama belki de cevaplanması gerekmiyordu.
Son Sessizlik ve İçimde Kalan Yankı
Şimdi geriye dönüp baktığımda Kayseri’nin o soğuk günleri hâlâ içimde. Hastane koridorları, çatılar, otobüs camları…
Hepsinin içinde tek bir şey vardı: tekrar eden bir iç ses.
Ya Şafi…
Kaç kere çekilir diye sormuştum. Ama şimdi anlıyorum ki bu soru, bir ölçü değilmiş. Bir sığınma biçimiymiş. İnsan ne kadar kırılırsa, o kadar söylermiş.
Ve belki de en doğru cevap hiç saymamakmış.
Markatescilisorgulama olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “Ya Şafi kaç kere çekilir” konusunda daha fazlası için takipte kalın!